Dertlerini konuşma balonlarıyla anlatan çizgi romanlara ayrı bir sevgim var. Bunu The Avengers yazısında anlatmıştım. Çizgi roman uyarlaması olan bu güzelim filmi de merakla bekledim, hemen izledim, yorumumu naçizane yazmaya çalıştım. Yazısını hazırlarken topladığım posterleri böyle bir yazıda toplayayım da blogda bulunsun dedim. Buyurun, çoğu minimalist olan alternatif The Avengers posterleri..
fantastik dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ekim 2012 Cumartesi
Alternatif The Avengers Posterleri
23 Ağustos 2012 Perşembe
Buz ve Ateşin Şarkısı Serisi
Kitap ya da diziye ( kaldı ki sadece kitaptan bahsedeceğim) yönelik önemli mevzuların katili olacak cümleler kurduğumu düşünmüyorum. Ama yok ben riske atamam diyorsan da keyfin bilir sevgili okur..
Uzun zaman önce bitirdiğim efsane roman serisi Buz ve Ateşin Şarkısı ve ileride efsane olarak söz edilecek dizi Game of Thrones... Hakkında konuşacak çok konu var nereden, nasıl başlarım şu anda kestiremiyorum ya hadi hayırlısı.. Oturduğunuz koltuğa iyice yayılın, başlıyoruz..
Büyük insan George R.R. Martin 1991 yılında nasıl bir kafaya ulaştı ise yazmaya başlamış bu seriyi. Kafasında da yaratmış her ayrıntıyı, 7 kitap halinde yayınlanacak bir seri ve isimleri de sırasıyla A Game of Thrones, A Clash of Kings, A Storm of Swords, A Feast for Crows, A Dance with Dragons, The Winds of Winter, A Dream of Spring olacak demiş.. A Game of Thrones ( Taht Oyunları) yani serinin ilk kitabı, tüm bu planlamanın üstünden beş yıl geçtikten sonra basılmış. Yayınlandıktan kısa bir süre içerisinde de kitap, çeşitli ödüllere aday gösterilmiş, çoğunu da silip süpürmüştür. 2011 yılına geldiğimizde ise kitabın namı alıp yürümüş, New york dahil bir çok yerdeki "en çok satanlar listesi"nde yerini 1. sıraya kadar yükseltmiştir.
![]() |
| İşte serinin asıl hali |
Epik fantezi benim tabirimle ise fantastik dünya türüne giren seri, bundan önce okuduğum fantastik kitapların yanında çok ama çok farklı bir yere sahip.. Peki, neden? Popüler olduğu zamanlarda bir kitabı alıp, hemen okumayı sevmiyorum. Yani o ara çok meşhur, ay çok satanlara girmiş mutlaka bu kitabı edinmeliyim diye düşünüp kitap almışlığım yok. Çok satanlar listesine girmişse eğer takip ettiğim yazarın kitabı, onu alıp okumam için üstünden biraz zaman geçmesini beklerim. Yani etraftaki yorumların gazına gelerek acele iş yapmayı pek sevmem. Bu sene, Bursa kitap fuarına gittiğim sırada nasıl da meşhur "Taht Oyunları".. Aslında merak ediyorum çünkü hem fantastik dünya -içine girip kaybolunası bir dünya- hem dizisi var hem de nerede hakkında bir şeyler okusam kötü diyen yok ( gaza gelmeyi sevmem diyorum ama gayet de gelmişim len). Tam üç kere Epsilon Yayıncılık yazılı koca standa yaklaştım, uzaklaştım. Kitabı elime aldım, bıraktım. Çıkmaya yakın baktım cüzdana, kitaplar için ayırdığım paradan tam 25 lira kalmış, "bu bir işaret harcamasam olmaz Taht Oyunları da tam 25 lira" düşüncesiyle gittim, aldım. Yani ilk kitapla aramızda böyle bir bağ oluştu diyebilirim. Fuar dönüşü hemen başlayacaktım ama gene kendimi gereksiz bir durdurmayla Aylak Adam'a başladım. Bir gaza gelip kitabı hemen aldık ya sözde okumayacağız hemen.. Bundan iki gün sonra kitap-film-hayat tavsiyelerini dinlemeye çalıştığım, Caner Eler postunda da selam çaktığım güzel insan bana "Hemen Taht Oyunlar'ına başla!" diye bir mesaj atmasın mı! Hem de kitabı almama çabalarımdan ya da kararsızlığımdan hiç haberi yokken. Toparlarsak, kitabı alma aşamasından okumaya başlayana kadar yaşananlar seriye bakış açımı değiştirdi. Okumaya başladığım günden itibaren elimden bırakmadım, bırakamadım. İşteyken bile öyle yerlerde -tuvalet değil- öyle zamanlarda okudum ki, anlatsam mesleki kariyerim için hiç iyi olmaz..
Şu ana kadar sadece 3 kitabı Sibel Alaş tarafından Türkçe' ye çevrilmiş durumda. Yukarıdaki resimde 5 kitap var çünkü akıllı Epsilon Yayınları kitapları "Kısım 1", "Kısım 2" şeklinde parçalayarak bir kitaptan, iki kitap parası aldılar. Eyvallah kitabı çevirtip, yayınladınız sağolun diyesi gelmiyor insanın maalesef durum böyle olunca.. Neyse devam edelim.
Kitapların tamamı karakterlerin kendilerine ait bölümlerinden oluşuyor. Örneğin Jon Snow adlı karakterin kendine ait bölümde, başından gelen olayları Jon'un kendi ağzından dinliyoruz ve bizlere iç sesiyle eşlik ettiği bu bölüm-e-lere kalın ve büyük puntolu JON başlığı ile başlıyoruz. Kitaptaki her karakter için mi var bu, hayır.. Her kitapta önemli olacak karakterler değişiklik gösterebiliyor. İlk kitapta bir başlığa sahip olmayan bir karakterin diğer kitaplarda olması, o karakterin ileride hikaye için önemli bir konuma geleceği anlamını çıkarmamıza yardımcı oluyor. Başlıklı bölümlerin olmasının diğer bir olumlu yanı ise, kitaptaki olaylar birbirlerine karışmadan ilerleyebiliyor. Yani üç sayfa öncesinde Westeros'taysanız, okuduğunuz sayfada Essos'da oluyorsunuz fakat işler karışmadan bu farkı anlayabiliyor, devam edebiliyorsunuz. Bir de bu başlıklar inatla okumanıza yardımcı oluyor. Nasıl mı? Jon'un bölümünü okuyorum ve öyle bir yerde bitiyor ki diğer JON bölümüne kadar inatla ve merakla okuyorum. Okuduğum arada en az bir 30-50 sayfadan oluştuğunu düşünecek olursak, Jon sayesinde hızlıca ilerlemiş oluyorum kitapta.. Hep de Jon'dan örnekler vermişim :S
Bu zamana kadar hakkında illa bir şeyler duymuş olduğunuz Buz ve Ateşin Şarkısı serisi ya da en bilinen adıyla Taht Oyunları, sizleri alışagelmiş fantastik kitaplardan uzaklaştırıyor. Tek önemli bir kahraman yok bu seride. İyi de var kötü de. Kimin iyi kimin kötü olduğu kararı okuyucuya bırakılmış durumda. "Bunları, bu sebepten yapıyor" dediğinde hak veriyorsan bu adam iyidir diyebiliyorsun. Tabii ki salt kötüler de yok değil. Diğer kitaplarda bir ya da iki tane baş kahraman olur ve olaylar onların etrafında döner; bu seride ise bu durum söz konusu değil. Sadece savaş, kan, şiddet, entrika ya da ne olursa olsun en önemli kişi ölmez( ölümsüzdür) durumu yok. Evet ikinci bir dünya söz konusu, evet fantastik bir dünya ama aslında bir o kadar da gerçek. Ölmez dediğin ölüyor, yapamaz dediğin yapıyor.. Beklemediğin karakterlerden beklenmedik olaylar çıkıyor. Daha önce bahsettiğim başlık bölümünde karakterlerin iç seslerini duymamız, gerçek hislerini bilmemizi sağlıyor. Yaşadıklarının ne denli hayattan olduğunu.. Kurguyla gerçeğin bu denli iç içe oluşunu.. Kurgunun en babası, kurnaz senaryoların en babası, "hadi lan oradan" dedirtecek olay akışları, özellikleriyle hayran bırakan karakterleriyle kısaca hayal dünyanızdaki her şey işte bu seride!.. Kaçırmayın, mahrum kalmayın.. Bilin.. Eminim ki sizin çocuklarınız da bilecek ve o zamanlarda bile adından şimdiki gibi söz ettirecek..
Dizisini de tabii ki izledim onunla ilgili söylenecekler var ama izlediğim dizilerle ilgili nasıl bir post yazmalı, nelere değinmeli kafamda toparlayamadım henüz. Dizileri yazmaya başladığımda mutlaka değineceğim. Lakin bir iki kelam edecek olursak, bu güzelim seriden ayrı düşünecek olursak evet son 20 yılın en iyi yapımlarına girebilir. Çekimler için kısıtlanan güzelim kurgu yani kitabın senaryo haline gelmiş halini pek sevemedim. Yani kitapta yaşanan bir olay diziye öyle alakasız bir yerden, öyle alakasız bir zamanda sokuluyor ki. Gerçeğini bildiğiniz için bu halini kabullenmek zor oluyor. Kaldı ki reyting kaygısı diziye saçma sapan şeyler yaptırmış. Nedir yavrum o gay muhabbeti, gereksiz! Neyse daha sonra detayına inebiliriz belki bakalım, kısmet..
Şiddetle tavsiye edilecek bir roman serisi Buz ve Ateşin Şarkısı.. Tür olarak fantastik sevmiyorsanız bile size sevdireceğinden eminim. Çünkü yukarıda da belirttim; fantastik olsa bile çok içimizden, dünyamıza yakın bir kurguya hakim kitap. İlk kitaba (Taht Oyunları'na) başlayıp sevmediyseniz tabii ki kasmaya gerek yok ama hemen karar vermeyin, şans verin kitaba. Kendini tanıtmasına izin verin!
Son olarak buradan Martin'e kucak dolusu sevgiler yollamak istiyorum. Dilerim ki hemen buralardan göçüp gitmez hatta bunu bitirir yenilerini yazarsın. Senin elinden çıkan her yazıyı zevkle okurum.. Ee bir de tabii ki Türkçe çevirisini yapan Sibel Alaş'a da teşekkürlerimizi sunalım. Çok eleştiriler var çeviriye. O denli eleştiri yapacak konumda değilim lakin çevirinin o kadarını hakkettiğini düşünmüyorum. Okunabilecek en rahat hale getirilmiş de basılmış. Ben beğendim, rahatsız etmedi. Eleştirebilecek konumda olanlar beğenmediyse onlar tartışadursunlar. Kim ne yaparsa yapsın, Sibel Hanım çeviriye devam etsin de gelsin yeni kitaplar, özledim çok..
Velhasıl kelam; bu kitap, aklınızın almayacağı kurguya, bazısını çevrenizden tanıdık gelecek bazısını da okuyarak tanıyacağınız karakterler donatılmış ( Evet çok fazla karakter, çok fazla isim söz konusu lakin her kitabın arkasında acayip detaylı kim kimdir, neyin nesidir bölümü var.) bu seriyi okumanızı tavsiye ederim..
29 Temmuz 2012 Pazar
The Dark Knight Rises
Uzun ve sancılı bir bekleyiş içerisinde nişanlısının askerden gelmesini bekleyen kızlar gibi şafak saydığım, bir tane teaserını dahi izlemediğim, beklentilerimin tavana dahi sığmayacak hale geldiği, biletimi elime aldığım anda hayatında en çok istediği oyuncuğa kavuşan bir çocuğun heyecanıyla eşdeğer bir heyecan ile salona girip, yerime oturduğum ve gerçek dünyadan 3 saat yok olduğum, bundan sonra kesinlikle " efsane" olarak adlandırılması gereken filmden öte film The Dark Knight Rises...
Cumartesi gününe tüm sinema blogları döşer Batman postu diyordum. Ama gösterime girdiği gün gitme şansına hepsi ulaşamamış olacak ki sadece üç tanecik okuyabildim. Bu üç blog sahibinin ikisi hiç beğenmemiş filmi. Hatta "üçlemenin en kötü filmi" olduğunu bile söylemiş. Şaşkınlıkla hatta ufak çaplı sert itirazlarla okudum hepsini. Bu film nasıl beğenilmez, nasıl içlerine sinmez ve en kötü film seçilebilir aklım, mantığım almıyor. Ee tamam, zevkler ve renkler tartışılamaz meselesi var bundan haberdarım. Ama bir sınır vardır; o sınırda zevk de renk de değişemez insanlara göre..Nettir..Aynı olmalıdır.. Siyah ya da beyazdır. Bu film işte öyle... Net, siyah... Beğenmemişler, çünkü mantıklarına oturtamadıkları durumlar varmış, beğenmemişler "kötü adam" diğer filmlerde daha iyi yansıtılmış vs vs vs...
Fantastik bir dünya burası.. Ne gerek var o kadar ayrıntıyı düşünüp, filmin içine sıçmaya. Ne gerek var o niye böyle yaptı, bu neden bunu dedi diye bu kadar çok detayı sorgulamaya. Bırakın hepsini, her şeyi.. Filmin yönetmeni Christopher Nolan... Bu ismi duyarak, bu adamın elleriyle yoğurduğunu bilerek bir filme gidiyorsunuz siz.. Filmin başladığı andan itibaren koltuğa kenetlenmemizi sağlayan bir film çıkartmış adam, daha ne yapsın...
Senaryonun "büyük sona" yakışan biçimde şekillendiğinden tutun da oyunculukların hayranlıkla izlettiğine kadar, çekimlerin ve efektlerin kolunuzu,bacağınızı nereye koyacağınızı şaşırtacak şekilde olduğundan ve müziklerin muhteşemliğinden bahsedecek değilim.. Gidin... Hemen gidin... 1, 2, 3 kere gidin. Sıkmaz, sıkamaz.. Böyle bir şöleni kaçırmayın.. "Son"a çok yakışan bir film olmuş..
10 numara, beş yıldız, 100 puan, kuyruklu aferinli beş yıldız..
Resimlerle hafızamda kalacaklar;
![]() |
| Hemen temin edilesi ve günlerce dinlenesi albüm |
![]() |
| Takdir edilesi ve eli öpülesi insan evladı |
![]() |
| Bu Bat-Pod'un üstünde sen varken ayrı bir güzel gözüküyor be.. |
![]() |
| Yok böyle bir araç, alet neyse artık.. |
![]() |
| No one cared who i was, until i put on the mask. Takdir edilesi "kötü" adam |
![]() |
| Senin yerin çok ayrı! |
![]() |
| Sen oyna, ben hep izlerim. |
![]() |
| Yaşlan be adam.. |
![]() |
| Bittin he sen şimdi :( |
18 Temmuz 2012 Çarşamba
The Amazing Spider-Man
"Anlatılmamış hikaye" sloganıyla çekimlerinin başladığı tarihten itibaren adından söz ettiren ve merakla beklenen The Amazing Spider-Man 6 Temmuz itibariyle seyircisiyle buluştu. Bundan önceki Örümcek Adam serisinin her filmini binbir heyecanla beklemiş ve her filmi en az iki kere ( Üçüncü film hariç) izlemiş biri olarak, bu filmi hiç de öyle merakla beklemedim ki zaten gösterim gününden on gün sonra gittim..
Yeni filmin çekileceği ve yeni Örümcek Adam'ın Andrew Garfield olduğu haberi yayınlandığı günlerde çok konuşulmuştu. Önceki filmlerin üstüne neden baştan bir seri çekmek istediklerini anlamamakla beraber, bu serinin "anlatılmamış hikaye" kısmı bir o kadar da saçma gelmişti.. Neyse, öyle böyle çekildi film, bendeniz de gittim izlemeye. Lakin değdi mi onca çekim parasına, sükseye?...
Sinemaya tek başıma gittiğim ilk film olan Spider-Man 2002 yılında, serinin en iyi filmi olan Spider-Man 2 2004 yılında ve serinin son filmi Spider-Man 3 2007 yılında Sam Raimi tarafından çekilen fantastik filmlerden hoşlananların keyifle izlediği bir seri olarak aklımızda kalmıştı. Bu seri için çekilen ilk iki film Stan Lee ve Steve Ditko ikilisinin yazdıkları çizgi romanlardan esinlenerek senaryo haline getirilerek çekilmiş; üçüncü film de ise Sam ve Ivan Raimi tarafından yazılan senaryoya çizgi romandan birkaç eklenti eklenerek çekilmiş. Belki de üçüncü filmin serinin en kötü filmi olarak görülmesinin sebebi budur. Gerçi herkes bu şekilde görmüyor ya. Ama bence öyle.. Seri sıralaması benim gözümde 2>1>3 şeklindedir sevgili okur..
Gelelim asıl konuşulması gereken İnanılmaz Örümcek Adam filmine.. Konu konu gidecek olursak;
James Vanderbilt, Alvin Sargent ve Steve Kloves üçlüsünün senaryosunu üstlendiği filmi, (500) Days of Summer filmiyle kendini tanıtan Marc Webb tarafından yönetilmiş. Üç boyutlu gösterime giren filmin efektleri eh işte dedirtecek biçimde olsa da ne kurgu ne diyaloglar ne de olay akışları hiçbiri beş para etmez... Diyalogların saçmalığı, romantik bir ortam seyrettireceğiz diye yapılan tuhaf hareketler vs vs... Kısacası senaryo, bu filme yakışmayacak şekilde kötü..
Peter Parker- Örümcek Adam rolünde izlediğimiz Andrew Garfield, Hollywood'un yeni gözde oyuncularından. Never Let Me Go filmiyle izlemiştim daha önce ve orada gerçekten beğenmiştim oyunculuğunu.. Ama burada bilemiyorum içime yer etmiş Tobey sevgisi belki de sevdirmedi kendisini. Tobey'nin oynadığı Örümcek Adam olgunluğunu göremedik kendilerinde. Daha ilk filmden ağlamaya başladı, düşünün artık..
Yeni Mary Jane Watson yani Gwen Stacy rolünde tatlı mı talı Emma Stone.. Easy A, Crazy,Stupid,Love. ve The Help filmlerinde izlediğim Stone minyon tipinin verdiği şirinlik ve mimikleriyle rolden role girebilen başarılı saydığım genç oyunculardan. The Help filminde o kadar iyi oyuncuların yanında sırıtmadan rolünün üstesinden gelen oyuncu burada da kendini keyifle izlettiriyor. Onun bulunduğu sahnelerde genellikle onu inceledim ne yalan söyleyeyim. Her kadına her saç rengi de gitmez be kardeşim.. Kendisinin cazibesine rol arkadaşı Andrew da benim gibi etkilenmiş olacak ki filmle beraber ikili özel hayatında da ilişkiye başlamışlar..
Ben Amca ve May Hala, Martin Sheen ve Sally Field.. Önceki seride bu karakterleri canlandıran isimler hem çizgi romanın gerçeğine hem de çizgi filminin bizlerde hatırlattığına göre daha yaşlıydı- beyaz saçlıydılar-. Bu filmde, bu olay söz konusu değil. İlk filmlere göre daha genç ve daha geri planda kalmışlar. İkisinin de oyunculuğuna edecek laf yok. Oscarlı oyuncu Sally Field'i en son Brothers and Sisters dizisinde takip etmiştim ve her bölümde kendini zevkle izlettiriyordu.
Doktor Curt Connors, önceki filmde Dylan Baker, bu filmde ise Rhys Ifans tarafından canlandırılan karakter, filmin kötü adamı. Aslında pek de kötü adam sayılmaz ya. Arzularının kurbanı oluyor, eksik uzuvlu yaşamanın zorluğundan kurtulmak istiyor ama fazlasını istemek hep kötü sonuçlanır, bu da o hesap..
Müzikler kötü.. Oscarlı müzisyen James Horner tarafından hazırlanan müzikler tek başına düşünüldüğü zaman güzel olabilir ama filme hiç gitmemiş.. Rahatlıkla söyleyebilirim bu filmden, ilk filmden çıkan kendini dinlettiren bir başka Hero çıkamaz..
Çok uzattım farkındayım..Gerekli gereksiz bir sürü bilgi verdim toparlama vakti.. Başının tehlikeye girdiğini gören Baba Parker, Peter'ı abisinin evine bırakıp kayıplara karışır. Lise çağına gelen Peter, babasının giderken bıraktığı bir çantayı bulmasıyla işler değişir. Çantada babasının örümcekler üzerine bir takım çalışmalarını bulur ve bunlar üzerinde yoğunlaşır. Bu yoğunlaşma ona biraz pahalıya mal olacaktır. Araştırmak üzere gittiği bilim merkezinde üzerinde çalışılan bir örümcek tarafından ısırılan Parker artık doğa üstü bir takım yeteneklere sahiptir. Artık gelsin kötü adamlar, yollasın onları sıpaydi :).. Araya bir Amerikan bayrağı bir de aşkı yerleştirdik mi al sana gişe isteğiyle yoğrulmuş izlemelik Hollywood filmi..
İzlediğim sinemadan mı kaynaklı tam bilemiyorum ama iğrenç bir 3 boyutluydu. % 80'nini gözlüksüz izledim, bir sıçrama bir de kavga sahnelerinde taktım o kadar.. Öyle "vay 3 boyutluymuş, gitmeli" diye düşünmeyin hani!
Uzun lafın kısası, ben bu filmi hiç beğenmedim.. O kadar paraya yazık olmuş, gerçi şimdilik hasılatı iyi gibi ama ileride ne olur bilemedim. Vasatın bir tık üzerinde bir film olmuş.. Paranızı harcamayın ve çok izlemek istiyorsanız bekleyin ve indirip izleyin gençler.. Spider-Man filmi izlemek niyetinde iseniz bırakın anlatılmamış hikayeleri falan bildiğiniz hikayeyi en güzel anlatan Spider-Man 2'yi açıp izleyin derim..
Her filmde görmeye alışkın olduğumuz Stan Lee, bu filmde de karşımızda. Hem de sizi bayağı güldürecek bir sahne ile..
1 Haziran 2012 Cuma
The Avengers
Kitaplarda fantastik dünyaya dalmayı, okudukça o dünya içerisinde kaybolmayı hep sevmişimdir. Hele ki bu maceralar konuşma baloncuklarıyla ilerlesin off, bayılırım..Elime her çizgi roman alışımda tuhaf bir heyecan yaşarım..İçerisinde ne tür maceralar olduğunu bilmemenin verdiği garip heyecanın yanı sıra saman kağıdı üzerine çizilen onca resim beni acayip heyecanlandırır. Öyle cilt cilt çizgi romanım,koleksiyonum var anlaşılmasın sadece kendi çapında bir hayranlık bendeki.. Yalnız elime eski bir sayı geçtiyse,ne yapar eder alır,aldırırım orası ayrı..Allah'tan bulunduğum şehirde çizgi roman satan dükkan yok!
Çizgi roman deyince akla gelen ilk şirket Marvel Comics'tir... Bilindik kahramanlarını sıralayacak olursak; Spiderman(Örümcek Adam), Fantastic Four(Fantastik Dörtlü), Hulk (Yeşil Dev), Thor (Şimşek Tanrısı), Daredevil, X-men,Captain America...1963 yılında Avengers #1 adlı çizgi roman ile popüler süper kahramanları bir araya getiren Marvel Comics'in yaratıcısı Stan Lee ve Jack Kirby rakip çizgi roman firmalarına karşı büyük bir atağa geçmiş oldu. Çünkü Avengers #1 çizgi roman dünyasının en çok okunan ve merak edilen süper kahraman topluluğu oldu...Başka süper kahraman topluluğu olan Fantastik Dörtlü ve X-Men romanlarından farklı olan Avengers'teki kahramanların ayrı birer çizgi romanlarının daha olmasıydı. Yani bir kahraman hakkında bilgisi olmayan Avengers'ı okumakta zorlanabilirdi..İzlerken de aynı şekilde..
The Avengers'in beyazperdeye aktarıldığını duyduğum zaman "oley" dediğimi çok net hatırlıyorum. O yüzdendir ki sinemaya sadece dublajlı kopyası geldiği halde paşa paşa izlemeye gittim. Çünkü bu filmi sinemada izlemesem pişman olurdum...Dediğimiz gibi süper kahraman filmi...Bir adet kötü, birden fazla da iyi adamdan oluşan süper kahramanlar topluluğu.. Kötü çoğu kahraman filmlerinde olduğu gibi Dünya'ya hakim olmak ister, diğerleri de olmaması için onunla savaşır..
Gelelim süper kahramanlarımıza.. İlk çıkan Avengers #1'de Loki'yle savaşan kahramanlarımız; Hulk, Thor, Iron Man, Ant-Man ve Wasp idi. Filmde ise; Hulk, Iron Man, Thor, Captain America, Hawkeye ve Black Widow( nam-ı değer Kara Dul). Açalım..
*Hulk; Daha önce Bruce Banner'a hayat veren Eric Bana ve Edward Norton'dan sonra Mark Ruffalo'nun ismi beni hayli şaşırtmıştı..Çünkü üç isme bakıp,bu zamana kadar çektikleri filmlere bakınca Ruffalo biraz sönük kalıyordu. Ama şaşırmamın yersiz olduğunu izledikçe daha iyi anladım, o da diğer ikisi gibi rolün üstesinden gelmişti..Bruce, "Hulk" ve "The Incredible Hulk" filmlerinde gördüğümüzden biraz daha bilgili ve sakin. Ee o kadar olacak tabii sakin kalmak için adam neler çekti onca yıl.. Sonuç olarak Mark Ruffalo rolün hakkını vererek,güzel ve eğlenceli Yeşil Dev sahneleri sunuyor bizlere..
*Iron Man; Tony Stark... Filme gidiş sebebimin büyük bir kısmı...Robert Downey Jr.'ı seviyor,beğenerek izliyoruz orası ayrı...Ama Tony Stark apayrı.. "Önceki iki Iron Man filminde de rol alan Jr." bu filmde de rol alarak bizleri sevindiriyor. Jr.'dan başka kim kalkabilir bu rolün altından bilmiyorum,ondan başkası olsa bu kadar sevilir miydi zannetmiyorum. Tony, filmde diğer kahramanlardan bir kaç adım daha önde.. Önde olacak tabii, para,karizma,eğlence her şey onda mübarek.. Bu filmde daha bir dillenmiş, daha kıvrak cevaplar vermeye başlamış.. Verdiği her zeki cevapla film boyunca sizin gülümsemenizi sağlıyor...
*Thor; Onun hakkında konuşmaya gerek var mı bilemedim. Adam Tanrı en nihayetinde...Chris Hemsworth ile tanışmamız geç oldu lakin bundan sonra bolca izleme şansını elde edeceğimizi düşündüğüm bir oyuncu.. Tip ve oyunculuk yerinde olunca Hollywood'da sırtı yere gelmez..
*Captain America; Buz yığının içerisinden yıllar sonra kurtarılan Steve Rogers, kız arkadaşının yokluğu ve aradan geçen yılların verdiği bunalım yüzünden kabuğuna çekilmiştir. Ama ülke kurtarılması gerekiyorsa "görev beklemez" bilinciyle Steve tüm dertlerini unutur ve yeniden Kaptan Amerika oluverir..Ne olduysa bu "bilinç" aşkından oldu ya..Hikayesinin anlatıldığı kendi filmi "Captain America: The First Avenger" eh denilecek cinstendi. Bu filmde de diğer kahramanlara nazaran daha bir geride kalıyor. Kalarak da iyi ediyor..
*Hawkeye ve Black Widow; Herhangi bir süper güce sahip olmayan,aldıkları eğitim sayesinde biri usta bir dövüşçü diğeri ise profesyonel okçu olan iki yakın arkadaş. Hawkeye çizgi romanlarında Iron Man'e özenerek gösterişli kostümlerle gezinmeye başlar. Bunu filme aktarmak istememişler, iyi de olmuş. Jeremy Renner'ı kostümlü görmek ne kadar iyi olabilirdi ki..Black Widow karakterini canlandıran Scarlett Johansson aynı rolle daha önce Iron Man 2 filminde de yer almıştı. Bu filmde biraz daha ön plana çıkıyor; ve daha fazla dövüş sahnesinde ve yakın plan yüz çekimiyle kendisini izleme şansı elde ediyoruz..
*Loki; Geldik filmin kötü adamına.. Thor'un üvey kardeşi-kötülük tanrısı- Loki... "Thor" filminde kendisiyle tanıştığımız,abisini çekemeyen kıskanç bir tanrı..Şekil değiştirme özelliğine sahip Loki'yi canlandıran Tom Hiddleston'un oyunculuğunu beğeniyorum..Kötü bir karakteri canlandırmanın üstesinden gelebiliyor..Daha çok izlemek dileğiyle..
Başta söylediğim gibi Avengers grubundaki kahramanların geçmişini bilmeden okumak veya izlemek sorun yaratabilirdi. Fakat The Avengers'da böyle bir durum söz konusu değil. Hikayenin senaryo haline dönüşmesi çok başarılı olmuş. Yani eğer ki hiçbir kahramanlarla ile ilgili hiçbir bilginiz yoksa bile filmden kopmanız mümkün değil. Yönetmen koltuğundaki isim Joss Whedon, Buffy: The Vampire Slayer ve Angel gibi zamanının en çok izlenilen uzun soluklu dizilerinin yaratıcısı..Dizilerden sonra ilk film çalışması Serenity(güzel filmdir,bu türü sevenlere tavsiyedir.) ile film dünyasına başarılı bir adım atmış, The Avengers ile bu yolu geç de olsa taçlandırmıştır.. Sonuç; kafanızı acayip dağıtan fantastik bir maceranın yanında eğlenceli diyalogların da bulunduğu 143 dakikalık güzel bir film sizleri bekliyor..
Not; Giriş jeneriğinde kocaman kırmızı "Marvel" etiketi gördüğünüz çoğu filmde yazar Stan Lee'yi bir karede mutlaka göreceksiniz..Bu bilgiyi öğrendikten sonra izlediğim her çizgi roman uyarlaması filmde Lee'yi olur olmaz yerlerde görmeye başladım..Buraya bakarak ne dediğimi anlayabilirsiniz..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















.jpg)

























